Küresel Çapta Emeklilik ve Yaşlılık Destekleri: Türkiye’de Maaşlar Güncellendi, İsviçre’de Fonlar Alarmda
Yeni yıla girilmesiyle birlikte hem Türkiye’de hem de küresel piyasalarda emeklilik ve yaşlılık desteklerine dair tablolar yeniden şekilleniyor. Bir yanda Türkiye’de sosyal güvencesi olmayan vatandaşları yakından ilgilendiren 65 yaş aylığı zamları TÜİK verileriyle kesinleşirken, diğer yanda Avrupa’nın finans merkezi İsviçre’de dev emeklilik fonları giderek artan likidite riskleriyle karşı karşıya kalmış durumda.
Türkiye’de 2026 Yılı İçin Zamlı Rakamlar Netleşti
Türkiye’de hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan ihtiyaç sahibi yaşlılara devlet eliyle bağlanan 65 yaş aylığı, Aralık ayı enflasyon rakamlarının duyurulmasıyla beklenen zammı aldı. Memur maaş katsayısındaki artışa doğrudan bağlı olan bu destek tutarı, yeni yılla birlikte baştan aşağı güncellendi. Açıklanan verilere göre memur ve memur emeklileri yüzde 18,60; SSK ve Bağ-Kur emeklileri ise yüzde 12,19 oranında zam aldı. Yaşanan bu artışla beraber en düşük memur maaşı 59 bin 896 liraya fırladı.
Haliyle bu oranlar, halk arasında yaşlılık maaşı olarak bilinen ödemelere de aynı şekilde yansıdı. Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında 5.390 TL olarak ödenen 65 yaş aylığı, Ocak 2026 itibarıyla tam yüzde 18,60 artış göstererek 6.393 TL seviyesine çıktı.
Ödemeler Ne Zaman ve Kimlere Yapılıyor?
Peki bu haktan tam olarak kimler yararlanabiliyor? Sistemin kuralları oldukça net. Öncelikle vatandaşların 65 yaşını devirmiş olması ve Sosyal Güvenlik Kurumu şemsiyesi altında (SSK, Emekli Sandığı, BAĞ-KUR) herhangi bir gelire ya da aylık hakkına sahip olmaması şart. Bunun yanında kuruma prim ödemiyor olmak ve 2022 sayılı Kanun’la çizilen muhtaçlık sınırının altında kalmak gerekiyor. Gelir durumu valilik veya kaymakamlıklarca tespit edilen kişiler bu aylığa rahatça başvurabiliyor.
Her ay düzenli olarak hesaplara yatan bu maaşların ödeme günleri ise başvuru sahibinin doğum yılının son rakamına göre organize edilmiş durumda. Takvim çok karmaşık değil. Son rakamı 0 ve 5 olanlar ayın 5’inde, 1 ve 6 olanlar 6’sında, 2 ve 7 olanlar 7’sinde, 3 ve 8 olanlar ise 8’inde ödemelerini alıyor. Doğum yılının son rakamı 4 ve 9 olanlar ise ayın 9’unda zamlı maaşlarına kavuşuyor.
Avrupa’da Farklı Bir Gündem: İsviçre Fonları Darboğazda
Türkiye’de dar gelirli vatandaşa yönelik sosyal devlet adımları enflasyona göre ayarlanırken, İsviçre cephesinde devasa emeklilik fonlarının yapısal sorunları manşetleri süslüyor. Ülkede Merkez Bankası’nın politika faizini geçen yılın Haziran ayından bu yana yüzde sıfırda tutması, emeklilik fonları üzerinde ciddi bir getiri baskısı yarattı. Geleneksel sabit getirili varlıklardan umduğunu bulamayan yöneticiler, çareyi gayrimenkul ve temel altyapı yatırımları gibi alternatif, dolayısıyla nakde çevrilmesi daha zor varlıklara yönelmekte buldu.
Ancak bu getiri arayışı beraberinde büyük bir tehlikeyi getiriyor. Danışmanlık şirketi Complementa’nın paylaştığı veriler durumun ciddiyetini özetler nitelikte. İsviçre emeklilik fonlarının yönettiği yaklaşık 1 trilyon İsviçre Frangı (1,1 trilyon Euro) büyüklüğündeki devasa sermayenin sermaye ağırlıklı olarak yüzde 30’u, şu an gayrimenkul de dahil olmak üzere likit olmayan varlıklara bağlanmış durumda.
“Likidite Planlaması Artık Hayati Önem Taşıyor”
Complementa Yatırım Araştırmaları Başkanı Andreas Rothacher, fonların içine düştüğü bu durumu oldukça riskli buluyor. Sağlam bir likidite planlamasının ve doğru fon yöneticisi seçiminin artık lüks değil bir mecburiyet olduğuna dikkat çeken Rothacher, Varlık ve Yükümlülük Yönetimi (ALM) çalışmalarında illikidite sorununun mutlaka masaya yatırılması ve yönetim toplantılarında düzenli olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Zaten güncel araştırmalara göre emeklilik fonlarının üçte ikisi şu anda kendi illikidite oranlarını ölçmeye başlamış; yönetim kurullarının da bu risklere giderek daha fazla odaklandığı açıkça görülüyor.
Fakat likit olmayan varlıklara böylesine yüklenmek, geleneksel getiri ve volatilite ölçümlerinin ötesine geçmeyi gerektiriyor. Fon yöneticileri portföylerini kurgularken artık çok daha fazla kalitatif faktörü hesaba katmak zorunda. Nedir bunlar? Gayrimenkul ve altyapı projelerindeki kaldıraç oranları, nakit akışları ile sermaye değer kazancı arasındaki hassas denge, mülklerdeki boşluk oranları veya özel borçlanma piyasasındaki yapısal sözleşmeler… Bunların tümü yakından izlenmesi gereken risk kalemleri.
Rothacher ayrıca, piyasalarda stresin arttığı dönemlerde fonlardan para çekişlerine getirilen kısıtlamaların (gating) veya başarısız olan yatırım araçlarının uzayan tasfiye süreçlerinin, portföy esnekliğini ciddi şekilde zedeleyeceği konusunda sektörü uyarıyor. Farklı yöneticiler arasında gidilecek mantıklı bir çeşitlendirmenin, bu tarz kısıtlamalar yaşansa bile yatırım stratejisini ayarlama ve yeniden dengeleme yapma yeteneğini koruyacağını savunuyor.
Özellikle İsviçre’nin borsada işlem görmeyen konut sektöründeki arz kısıtlamaları, sermaye artırımlarında sık sık aşırı talebe yol açıyor. Hisse senedi piyasalarının çok güçlü performans gösterdiği dönemlerde fonların kendi gayrimenkul hedeflerini tutturması iyice zorlaşıyor. Tüm bu karmaşık piyasa koşullarında yatırımcılar için maliyet disiplini ve dikkatli varlık seçimi, en az portföy çeşitlendirmesi kadar kritik bir hal aldı. Emeklilik fonlarının önündeki en büyük sınav artık getiri, risk, likidite ve sistemin karmaşıklığı arasında kusursuz bir denge kurmak.
